18.2.11

Agnostisizm ve agnostikler

internette rastladığım bır sayfa oldukça ilgimi çekti.

Sitede agnostisizmi anlatan agnostik yazarların makaleleri bize çelişkilerimizi haber veriyordu! Ben, burada yazarın Kur'an'daki çelişkilerden bahsederken aslında İslam'dan çok agnostisizme hakaret ettiği kanısına vardım.

Bu zamana kadar agnostiklerin septik olmaları gerekir diye düşünüyordum; fakat burada agnostik yazarlar çok da septik değiller ve gayet kesin yargılarla İslam'a saldırıyorlar, bu sebeple fikirleri çok da saygıyı haketmiyor.

Gerçeği arama niyeti olanla gerçeği karalama peşinde olan birbirinden nasıl ayrılır?

Burada ilk şart farkındalıktır.
Gerçeği farkeden kişi onu aramaz, araştırır. Ve gerçeği yalnızca onu farkeden kişi karalayabilir. Demek ki niyet önemli. Bu açıdan bazı agnostikler sabırlı bir saygıyı da hakediyorlar mutlaka.

Bu sitede durum agnostikler açısından içler acısı.

Kur'an'ı yorumlamak için en azından arapça bilmek gerçeğini gözardı edip, ellerine aldıkları mealler üzerinden hata yapıyorlar. Örnek:

Agnostik, Kur'an'da geçen "ve kara bir balçıkta güneşi batarken buldu" ayetiyle, Allah'ı coğrafya bilmemekle itham ediyor. Komik bir itham, halbuki Pendik burnuna gelse güneşi marmaranın sakin sularında batarken bulabileceği gerçeğini görmüyor.

Bir diğer agnostik "adetten kesilen ve adet gormeyen" kadınların ancak 3 ay sonra bosanabıleceği hükmüne bakarak, ergen olmamış kızla evlenmeyi ve hatta boşanmayı uygun gören bir din diye saldırırken, burada arapçadan türkçeye çevrilirken yitirilen anlamı görmezden geliyor, halbuki ayet "süre geçince hamile olmadığından kesin olarak emin olduğunuz" demek isteyip, malumunuz burada biyolojik bir olgudan bahsederken, bizim agnostik mal bulmuş magribi gibi saldırıyor ve bir açık yakaladım diye seviniyor.

Daha çok örnek var, şu zır cahil halimle bile sitede yanıtlayamadığım bir soru işareti ile karşılaşmadım. Diyoruz ya niyet belli.

Mesela en çok karşılaştığım birşey de hırsızın elinin kesilmesi hükmü.

Mal mülk agnostikler için önemli olmadığından (ne mutlu) olsa gerek, bizi fazlaca materyalist bulup hırsızı savunuyorlar, ama bunu yaparken yine önemli bir yanılgıya düşüyorlar. Burada arapçadan türkçeye çevrilen hırsız kelimesi çalan anlamında değil, çalmayı meslek edinen anlamında, halbuki ihtiyacı vuku bulduğunda çalan kişinin verdiği zarar İslam devleti fıkhınca devlet tarafından tazmin ettirilir ve çalanın eli kesilmez. Fakat bu çalan kişi bir çok defa yakalanmış ve ihtiyacı da hasıl olmadığı görülmüşse onun hırsız olduğu tescil edilir ve eli kesilir.

Burada hüküm sadece hırsız için verilmez. "Uzananın elini keserim haa" diyerek hem helal malın mukaddesliği anlatılır hem de aklından geçirenler için caydırıcı bir tesir tesis edilmiş olur. Bu kuralı bilerek çalan kişiye sadece hırsız denmez, aynı zamanda aptal da denir, ve onu savunmak da bırakalım bu agnostiklere kalsın, zira yakışır. Elinin kesileceğini bile bile banka hortumlayan, gasp yapan ve bir gece mahreminize dalarak can tedirginliği ile sizi psikolojik çöküntüye de sokan aptal hırsızın bile savunma hakkı vardır gayet tabi.

Kısasta hayat vardır ayetine ulaşamamışlar sanırım (en azından okuduğum makalalerde). Onlara göre hırsızın elinin kesilmesi canilik, peki idam yerine müebbet hapis az mı canilik? Düşünsenize ölsem de kurtulsam der insan. Ömür boyu bir hücrede böcek gibi yaşamak.. suçu ne olursa olsun, kimse bu işkenceyi haketmez bence, ölsün de ilahi adalete kavuşsun, tabi bu ilahi adalete inananların yaşadığı bir ülkede kural olabilir. Bu tür ictimai durumlar için öngörülen ceza ve ödüllere çelişki nazarıyla bakmak pek de mantıklı değil.

Allah'ın varlığı dışında nerede olduğu (her yerde, nasıl her yerde?) ve şu an neler yaptığı konusunda her müslüman bir parça agnostik midir? Eğer öyle olmasaydı Rabbimiz bize tefekkür edin demez, tefekkürü de ısrarla emretmezdi. Evreni 6 günde yarattım diyen bir tanrıya "hangi güneşe kıyasla hangi dünyanın 6 günü" diye sormayan bir müslüman düşünülemez zaten. Bu soru agnostiklerin aklına gelmemiş henüz ama biz uyandıralım.

Şunu belli ki unutuyorlar, hiç düşünmemiş de olabilirler:
Agnostisizm bu dünyada yahudi takvimine göre 6000 bin yıldır, bilim adamlarına göre milyon yıldır ve bana göre Şit Aleyhisselam'dan beri var. Muhammed-i İslamın yaşı ise henüz 1400 küsür. Sonradan gelenin tekamül olması gayet doğal. Bu iş eğer bir sistem ve disiplinse, eh be arkadaş biz bu soruları daha bu dini uydururken cevaplamaz mıydık!!!

Biz aptaldık, kafamızdan bu kitabı yazarak milyonları din sahibi yaptık da senin şu çelişkilerini cevaplamayı mı unuttuk!!!

Hiç düşünmez misin, yarın yarım akıllı bir müslüman çıkar gelir de bütün soru işaretlerimizin üzerine kibrit suyu döker, hiç değilse bu yüzden biraz saygılı olmak gerekmez miydi? Dinime saygın yoksa da aklıma olsundu hani.

İslami inancı olmayan ya da İslamını bilmeyen, imanını uçacak bir kuşçasına kafeslerde besleyen ve de bu tür Agnostik şahıslara hep söylerim, öküze tapan adamı bile yargılamayacak, etnosentrik olacaksın, olaki bir cevap alır kendini öküze secde ederken bulursun. Nietzscheler bu yolda zerdüşt olmadılar mı? Sen yola çıkmışsan eğer, merak etme bu yol bir yere gider, ha vardığın yeri beğenir misin orasını bilmem. Bana bir dayanak noktası gösterin dünyayı yerinden oynatayım derken Arşimed, hiç düşünmüyor musun bazı denklemleri çözmek için x'e kafadan bir değer vermek gerekir. Yani ispatlayamadığın bir değer verip denklemi ispatlarsın. işte bizim sarsılmaz dayanak noktamız da Rabbimize olan inancımızdır ve o Rabbimizin indindeki tek din olan İslamdır. 1400 yıldır ne fırtınaları göğüsledi alimlerimiz, sunni imamlar cengederken, mutezile imamları budistlerle yunanlılarla romalılarla farisilerle agoralarda tartışmalara girmediler mi sanıyorsunuz. Bu din nasıl böyle taraftar buldu? bir yanında yunan ekolü diğer yanında hristiyanlık öte yanında budizm ve mecusilik gibi dev felsefi ve içtimai dinler varken, hırsızın elini kesip kadınları aşağılayarak mı?

Evet, mukallit imana sahipiz, elimizden geldiğince peygamberimizi taklit etmeye çalışıyoruz, ve Rabbimiz bize diyor ki: sen bildiklerinle amel et ben sana bilmediklerini de öğretirim.

Sadece bunu anlamak bile bir mesele..

Cereyanın voltajı amperi hep aynı olmuyor tabi ki, bilenler için söyliyeyim Rıdvan Efendinin divanını okuduktan sonra Dr. Rıza Nur Baki hocanın "fatiha ve kırk yorumu" adlı kitabını elime aldığımda ilk 20 sayfayı ağlamaktan okuyamamıştım. Halbuki aynı kitabı Divan'dan önce okuduğumda bu kadar tesir etmemişti. Tolstoy'un dediği gibi bazı bilgileri kafaya almadan önce kafayı temizlemek gerekiyor sanırım, zira pis kafa bilgiyi de pisletiyor. O bilgi KUR'AN'I KERİM'den aldığımız bilgiler olsa bile.

Kadının 2 erkeğin 1 şehadetindeki muhteşem nezaket ve zarafeti görmüyor, bunu bir aşağılama vesilesi yapıyorsan, üstelik burada neden böyle bir hüküm verildi diye merak edip araştırmıyorsan, ya o bilgiye ihtiyacın yok, ya da duymak istemeyeceğin şeyleri duymaktan korkuyorsun demektir.

İslamın 6. şartı tebliğ 7. şartı cihaddır. Üstelik Kafirun suresine rağmen. Buradaki saldırgan agnostikler bu çelişkiyi bize soramayacak kadar cahil ve konudan bihaberlerler, ama biz dinimizin cahili değiliz inşa'Allah. Biz çelişmesek de, müsterih olsak da neyin kime nasıl çelişik geleceğinden haberdarız, evvel'Allah.

Efendime sordum, biz niye bunları da anlatmayalım ki diye, "evladım, bilgiye de yazık değil mi?" cevabını aldım. O zaman anlayamadığımı sonradan idrak ettim. Evet, bazı enteresan niyetliler için en güzeli "senin dinin sana benim dinim bana" diyebilmek.

Ah merhamet.. Eh, merhamet etmeyene de merhamet edilmez..

Sunusi F. ONAY

Hiç yorum yok: