15.10.12

Janus Meselesi Ve Art Niyet


Janus Meselesi Ve Art Niyet

Tefekkür etmek için alim olmaya gerek yok, zira tefekkür sadece alime değil her Müslüman kadın-erkeğe farz. Hem senin Rabbin demiyor mu “Bildiklerinle amel et, ben sana bilmediklerini de öğreteyim”. Hangi noktada tedrisatı kesip “tamam ben alim oldum, artık tefekküre geçeyim” diyeceksin?

Ancak hüsn-ü zan ve iyi niyetle, önyargısız, sadece anlamaya çalışmakla ve faydalanmaya uğraşmakla en sağlıklı tefekkürü yapabiliyoruz. Beyin fesat oldukça düşündüklerimiz de anca fitneye yarıyor.

Eğer maksat bir fikri tenkit etmekse, inanın tenkit edilemeyecek hiçbir fikir yoktur. Niyeti kötü adama “Allah rahimdir” dersen, o da sana “vay, sen Allah’ın Kahhar esmasını reddettin” diyebilir. Demek ki tefekkür ederken başkalarının ne gibi kontralarla salvo yapacaklarını düşünmek vakit kaybıdır. Bu konuda tedbir almak gereksizdir, en iyisi Hallaç gibi kadere razı olmak ve tefekkürü yaşamaktır; zaten tefekkürün amacı da budur, başkaları ne der diyerek tefekkür edilmez…

Merhum Ali Şeriati, “Allah gerçek bir janustur” diyerek Rabbini bir Roma putuna benzetmiş! Hayır, yanlış söyledik. Eğer Ali Şeriatı 1e 4 bir pankart yaptırıp üzerine bunu yazsaydı  “Rabbini bir Roma putuna benzetmiş” diyebilirdik. Ama böyle yapmamış da 2 ciltlik bir kitaptan cımbızla çekip bu cümleyi çıkarmış ve bu cümleyi başkaları pankart yapmış ve bu başkaları böylece Ali Şeriati’ye zındık diyebilme şansını kazanmışlar. Tebrik ederiz. Cennetten bir kişiyi daha eksilterek arazilerini genişletmişlerdir umarız.

Merhum Ali Şeriati ile itikadi büyük farklılıklarımız olduğu kanısında olmama rağmen, hiçbir müslümanın Rabbini puta benzetmeyeceğini bildiğimden mütevellit, Kur’an görmüş şeytan gibi kudurmadan, sakince “dur bakalım, bu adamcağız ne demek istemiş” diyebiliyorum. Tıpkı namaz kılmaktan dizleri aşınmış, ağlamaktan gözleri şişmiş bazı “ehli sünnet vel cemaat” diyalogcuları görünce “Ulan bunlar da Müslüman’la Yahudi’yi ve Hıristiyan’ı bir tutuyorlar” demediğim gibi. Hal böyle olunca ve dinleyince karşı tarafın fikirlerini anlıyorsunuz, katılmasanız bile sizde uyandırdığı başka tefekkür hallerinden ötürü minnettar olabiliyorsunuz. Ve maddi bir menfaat güdüsüyle tefekkür eden bir kimsenin aslında zındık da olmadığını, amacın da zındıklık olmadığını kavrayabiliyorsunuz. Ya anti tezinizle yanıldığını düşündüğünüz kişiye yardımcı oluyorsunuz ve tefekkür iki kişilik olarak büyüyor, ya da yolunuzu değiştiriyorsunuz, tabii bir ihtimal daha var o da ikna olmak..

Eskilerin zaviye dediği “Açı” meselesi çok önemli; bakış açısı! Ve bu açıları arttırmak..
Bir adamın iyi biri olup olmadığını evladına sorarak alacağın cevap hizmetçisine sorarak aldığın cevaptan farklı olabilir, müşterisine sorarak aldığın cevap ise bambaşka olabilir.

Meselemizin örneğindeki Janus kavramına bir göz atalım. Roma putudur. Demek ki 1e 4 açılan pankartla vardığımız kanı doğru, Rabbini puta benzeten kişi zındıktır. Peki işin metafor boyutu var mıdır, yoksa bu adam sırf zındıklık yapmak için mi putperest oluyor? Zira Rabbini puta benzetmekle kalmıyor o Rabb’e tapınmayı da sürdürüyor ve hala Müslüman olduğunu iddia ediyor! Sırf bu sebeple “bu adam ne diyor yahu!..” denmez mi?

En etnosentrik, en primitif, en bayağı yani ilkel dinde bile aslında kaynak Rahmanidir. Tabii ki bu benim tezim.. Din aynı zamanda bir ihtiyaçtır diye öğretildi bize, bunu referans alarak inanma, iman etme olgusunun içgüdüsel bir davranış olduğunu söylersek, bu halde sezileri insanda var eden Allah doğal olarak bizatihi bu ihtiyacın da kaynağıdır. Kalpler ancak onunla mutmain olur. İnsanoğlu atası Adem’den aldığı mirasla bu ilhama hizmet etmeye uğraşarak ruhlarını kandırmaya çalışır, yani genetiktir.

Rahmani bir duygunun şeytani bir hisse bürünmesi sadece dinde değil nefsi her arzuda yok mudur? cinselliği şehvete, açlığı iştaha, mütevaziliği kibire kaptırmamış mı insanoğlu.. Bidatler, kaynağı ve amacı kaybolmuş örfler adetler, gurur ve kavmiyetçilik, ya da mantık tapıcılığı dine saldırmış ve onu korumaktan aciz insanoğlu, peygamberler gönderilmek suretiyle kollanmış ama çoğu başaramamış ve hatta birçoğu helak edilmemiş midir?

Tefekkür her zaman doğru sonuç verebilseydi insanoğlunun Adam AS.’dan sonra bir peygambere ihtiyacı olmazdı. Hatta diyebilirsiniz ki, insanlar zamanla Rabb’lerini Januslara benzetmeseler zındık olmazlardı. Bu da bir tefekkür akabinde yetişmiş bir fikirdir. Ritüele bid’at sokmamak ve bu konuda en iyi niyetli çabayı bile reddetmek elzemdir diyebiliryoruz, bu yüzden bugün tesbih kullanmayı reddeden Müslümanlar da vardır.

Biz tekrar Janus’a dönelim.

Kelimenin kökeni şehir kapılarında duran bir tanrının ismi, geleni ve gideni gözleyen iki yüzü var, kapılar tanrısı veya eşikler tanrısı da denir. Tıpkı belediyelerin yol üzerinde bir tarafında hoş geldiniz diğer tarafında güle güle yazan takları gibi bir şey.

Metafor olarak zamanın da gözleyicisidir, ocak ayına January denmesi bu sebepledir. Yılın ilk ayı olması hasebiyle geçmiş yıla en yakındır ve gelecek yılın başıdır. Janus geçmişi ve geleceği görür ve bilir(miş).

Tiyatrodaki ağlayan ve gülen yüzlerin de ona ait olduğu söylenir.

Olasılıklardaki 1\2’nin her birini temsil eder. (örnek: bana piyango çıkma olasılığı nedir? Yüzde elli: ya çıkar ya çıkmaz! Benim ömrümde hiç piyango bileti almamamın konuyla bir alakası yok)

İkircikli her durum Janustur, birbirinin zıttı iki şeyi birden aynı anda barındırma durumu.

Filozoflar böyle durumlara Janus derken, durumun tespitini yaparlar, yoksa bir Roma tanrısından bahsetmezler. Tıpkı doktorların eczacıların günlük hayatta kullandıkları inhibe etmek terimini engellemek önlemek manası haricinde yok etmek anlamında kullanmaları gibi (zararını ve ya faydasını engellediği için olabilir).

Allah Azze ve Celle hem Rahman ve Rahim’dir yani merhametlidir hem de Kahhar’dır, cezalandırıcıdır, Muntakim intikam alıcıdır. Hem cennetin hem de cehennemin sahibidir. Amellerin yetişmediği ve yetişemeyeceği mutlak iken Gafur’u Rahim insanı alır cennetine koyar ya da cehennemine atar, yakar.. Hıristiyanların tanrısı gibi sadece bir sevgi Rabb’i değildir. Kendisine iman eden bazı kullarını sevmez bile.. Ya da Yahudilerin Rabb telakkisindeki gibi merhametsiz sadece katı bir adalet mekanizmasının sahibi de değildir. Affedecek vesileler arar tabiri caizse.. Asr suresinde insan hüsrandadır der, inanmayanlar hüsrandadır değil.. ve ekler Hakk’ı ve Sabr’ı tavsiye edenler dışında.. Yani iman eden değil, iman ettiğini nasihat eden (Müslüman’a, kendini Müslüman zannedene ve Müslüman olmayana).

İşte Ali Şeriati anlayabilecekler için Rabbin bu yönüne dikkat çeker. Bunu direk yapmaz, sahip olduğu kültürle metaforlar kullanır. Roma dinine atıfta bulunmaz, bu ilkel ve kaotik pagan dininde bir gerçeklik kırıntısı bir Adem mirası da aramaz, hem arasa da yeridir belki de. Eğer arasaydı da bir arkeolog gibi bir batıl dağın altındaki Hakk kalıntılarını bazılarının yüzüne çarpmayı istemiş olabilirdi ancak. Çünkü Allah birdir. Başka bir algıda, başka bir Allah yoktur. Yarattıklarının hayalinden münezzehtir, elbette kullarının hatalı inanışlarından ve eksik tesbihatlarından da münezzehtir. Tek din İslam’dır. Allah indinde başka bir din yoktur, geçmişte de hiç olmamıştır, gelecekte de var olmayacaktır. Bunu her kâmil Müslüman gibi Şeriati de bilir ve iman eder.

İslam tasavvufunun erken döneminde, hatta Sünni ekollerinin mevcudiyetinden çok daha önce sahip olduğu Mutezile geleneğiyle, İslam sahasının Roma ve Yunan mitolojisine, hatta Hint mitolojisine ve Budizm felsefesine nasıl bir cephe olduğunu biliyoruz. Agoralarda filozoflar arasında nasıl çarpışmaların yapıldığı, günümüzde Cengiz Han’ın yaktırdığı binlerce el yazması kitabın yokluğuna rağmen gayet iyi biliniyor. Düşman kültürlerin binlerce yıllık geçmişlerine rağmen daha bir asra bile ulaşmayan yaşıyla girdiği bütün bu fikri çarpışmaların hepsinden zaferle çıkan İslam’ın Mutezile ekolüne mensup bu âlimlerinin hiç yara almadıklarını, diğer filozoflardan hiç etkilenmediklerini söylemek elbette inandırıcı değil. Hatta düşünce dünyasındaki bu yaralar nedeniyle Sünni ekolün ortaya çıktığı ve özellikle kader gibi konularda kafası karıştığı iddia edilen Mutezile’nin sadece Şiiliğin tefekkür dünyasında bir ekol olarak kaldığı ifade edilir.  Tabi bu oldukça eksik ve subjektif bir tesbit oldu. Durum ise burada çok daha farklı:  Ali Şeriati Rabbini Jüpiter ya da Zeus’a benzetseydi ona zındık diyebilmek için mantıklı bir neden bulunabilirdi. Demek istediğim, amaç benzetmekse Janus iddialı bir aday değil. Benzetecek Janus’u bulmuşsa burada bir benzetme de söz konusu değildir zaten. Günümüzde, Allah C.C. “haşa” Ahuramazda ya da Nirvana’dır diyenlere daha hoşgörülü yaklaşılıyor, acaba burada hoşgörüsüzlüğün esas kaynağı Şeriati’nin şii bir fikir adamı oluşu mu?  Aslında kendisinin Şii dünyasında Ayetullah’lar tarafından tutulan ve sevilen popüler biri olmadığını da söyleyerek burada bazı kesimleri rahatlatabiliriz.

İşi bu noktaya getirip benim gibi cahillere bu yazıyı yazdıran amil de bazı ehli sünnet ilim adamlarının kibiri, enaniyetleri ve çekememezlikleridir. Ümmetin her birliğe yönelişinde bu adamların çıkıp sancak tutanlara karşı gösterdikleri insafsızlıkları ve müthiş kıskançlıkları, benim gibi çaresizleri delirtiyordur. Her fırsatta hilafet isteyip de çıkan adaylara çemkirmek riyanın dik alası; İslam dünyasının bu dağınıklığının baş müsebbibi de ne gavur ne münafık bizzat bu sözde büyük âlimlerdir. Bu feodal din anlayışının terakkiye ve de ittihada engel olduğu açıktır bu sebeple bu tür ifşaatın bilinçli yapıldığını ve münevverlerin önünün bu şekilde kesildiğini düşünüyorum. Allah bize acısın.. alim dediklerimizin şerrinden korusun.. amin

Fazıl Sunusi ONAY

13.10.12

ruh mümin, nefis fesat

Alem demişiz Rabbin varlığına delalet eden her zerreye.

Kainat, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, organizmalar, hücreler, aminoasitler, atomlar, atomaltı parçacıklar, kuarklar.. hepsi aynı boyda, aynı mekanda, aynı zamanda, farklı alemler..

Kuarkda bir tesbihat var
Her elementde, atomda semah
Hücrede zikir..
Aminoasitler mümin, organlar da
Beyin mümin ama
Düşünce fesat

Demek ki böyle oluyor bu iş:
Ruh mümin ama nefis fasık ya da Müslüman..

Nasıl oluyor, her zerren müminken sen müşrik olmayı başarmışsın???
Külli irade iman yağdırırken cüzi irade şemsiye açabiliyor.

Kullar kafir değil aslında, fikirler kafir..
Düşünüyorum o halde varım diyen.. ne doğru bir söz. Bu iddialı varlığın götürecek seni menzile..

Düşünüyorum o halde kulum!
Hayır, aynı tadı vermiyor.. düşünme yeteneği olmayan kullar var mıydı?

Var olmak için değil,
Düşünüyorum akibetimi..

İtirafname

İtirafname

 Kendimi hiç kimseden ayırmadan, bir tutarak, açık ve net bir şekilde burada itiraf ediyorum ki, bizler kendi hayatını yaşayan, ticareti ile ilgilenen, sıradan vatandaşlar olarak, kendimizi Müslüman zannettik ama kabul etmedik ve teslim olmadık..

 Dünya genelinde, hemen her ülkede Müslüman olarak yaftalanan insanlara zulümler yağdırılırken, ülkeleri işgal edilirken, camileri yakılırken, hanımların tesettürleri yırtılırken, hatta evlatlarımız kurşunlanırken, bizler sadece namaz kılıp oruç tutmakla, zekâtı vermekle, dua etmekle, beddua etmekle, zikir halkaları kurmakla, teheccüdlere kalkmakla Müslüman olunacağını ve Müslüman kalınacağını zannettik sadece tüm iyi niyetimizle.

Bilmediğimiz bir dille Kur’an okuyarak Allah ile konuştuğumuzu zannettik. Ne o dili öğrenmeye gayret ettik ne de mesajı anlamaya uğraştık. Aramıza bizden belki de daha rezil aracılar koyduk. Onların anladıklarına iman ettiğimizi söyledik. Biz anlamayı reddettik. Tövbelerimizde bile Rabbimizle yalnız kalamadık. Bizler Allah’a evlatlarımızı şirk koştuk, yetmedi hocalarımızı şirk koştuk, yetmedi evliya dediklerimizi şirk koştuk, o da yetmedi Resulullah’ı şirk koştuk.. Bizler Allah’ın gönderdiği kitaba kitaplar şirk koştuk, şirk koştuğumuz kitapları elimizden bırakamadık ki Kur’an’a sarılalım.

 Biz izin verdik. “Sen anlamazsın” diyene ben anlamam dedik, “sen düşünemezsin” diyene ben düşünemem dedik. Para kazandık, güldük eğlendik, yatıp kalkıp namazlar kıldık ne dediğimizi bile bilmeden. Puta tapanları aşağılarken ecdadımız, o batıl tapıcılar kadar samimiyetimiz var mıydı ki bizim, çek senet yüzünden Hacc’ı kısaltırken..

 Cebimizde faiz taşır, faiz öder, rüşvetle iş görür, yediği hazır gıdaya hatta yoğurda bile domuzu bulaştırır, içtiği gazozun alkolünü umursamaz, islam’ı sadece domuz yememek ve şarap içmemek zannederdik. Alışverişimizde bile İslam düşmanlarını tercih eder kaliteden taviz vermezdik. Cebimiz parayla olmasa bile kredi kartlarıyla doluydu ve her bankanın adresini de bilirdik. “Hanımların başından başörtüsünü alamadılar” diye sevinirken, popolarından eteklerinin çalınışına şaşırmayı bile akıl edemedik!

 Kendini bir sarıkla evliya zanneden âlimlerimiz vardır aynları çatlatmakla yarışan, 1700’lü yılların Avusturya köylüsü ceketlerini giyerek cübbeli olmakla övünür, benim 2000’li yılların Avusturya köylüsü kıyafetime laf eder, namazlarımı iade ettirir.. Ve sanki düğündeymişiz, sanki ümmet muzaffermiş gibi şen kahkahalarla zikir halkaları kurulur. Her kurulan halkada gökten meleklerin indiğini iddia eder, sözde o melekler ki Filistinli garibanı yüzüstü bırakıp, Myanmarlı ümmeti yanarken terkedip senin halkana girerler. Benim semalarımda melekler, Suriye semalarında Beşşar Esed’in ölüm kusan kuşları vardır. Ve sanki “yeryüzünde İslam kalmamış ki ebabiller kimin için uçsun” demektedirler.. ama ebabiller zaten Müslümanlar için değil kafirler için uçarlar öyle değil mi?

Müslüman camiye gitsin onun işini melekler yapsın demek midir bu, bir mehdi gelsin ümmeti kurtarsın yetmezse bir Mesih insin kafirlerin kökünü kazısın demiyor muyduk zaten asırlarca.. Aman kendini Müslüman zanneden uyanmasın yeter ki.. biz aramızdan çıkan nice mehdileri paçalarından çekip rüsvay eylemeyi de iyi bilirdik zaten..

 Utanmadan el açarız sağlık isteriz, bereket isteriz, rahmet isteriz, iş güç, para pul, hayırlı kısmetler isteriz.. cihad eden bir ordu istemeyiz, islah edilmiş bir nefs ve hidayet ve amel edilmiş ilim, ve cundullahda bir mücahid olma arzusu.. ve bu düzeni yıkmak.. ve ilayı kelimetullah için azim, hırs, güç kuvvet, birlik.. ister miyiz? Birbirine peygamber hikayeleri anlatan çaresiz, bitkin, aciz, zavallı Müslümanlarsak eğer “elhamdülillah”, ama ya öte tarafta hakkımızda “sempatisi vardı” ama Müslüman değildi denirse kendimizi neyle savunacağız bilemiyorum.. koca göbekli, dini örtüde bezde, kılda tüyde arayan alimlerimizi gösterip “bunları yakın bizi serbest bırakın” mı diyeceğiz? Cehalet bizi kurtarır mı acep? İyi niyet taşlarıyla döşenmiş cehnnem yolunun yolcusu olmaktan cehaletle mi kurtulacağız.

 Ey, her sene kestiği danalardan sadece birinin üzerine binmiş, sırat köprüsünün direklerini görme umuduyla gözleri ufku tarayan Müslüman! Kafanı kaldır yukarı bak, başının üzerinde köprüyü göreceksin..

Cennet kapıları açıldı sizi bekliyor deseler, koşmak aklımıza gelmez de o tarafa giden bir araç bulana kadar cehennemde bekleriz sanıyorum. Biz de bu tembellik, atalet ve umursamazlık olduğu sürece ne derece iman etmiş olduğumuzu cümlemizin perişan halinden anlayın ey insanlık.

Şu diyaloğun aktörleri yabancı geldi mi?
- Sen mi kurtaracan lan dünyayı?
- Yoo..!
- Otur o zaman bi çay söyliyim.
- Eh, söyle madem..
- Lan yine 150 kişi ölmüş bugün Suriye’de.
- He ya, Allah belasını versin o dinsiz köpeğin.. la oğlum akşam maç kaçta?
- Sekiz buçuk, buraya gel buradan gideriz.
- İyi bakarız..

 Biri benim, biri de belki sen..

 Fazıl Sunusi ONAY