Hazret-i Osman (r.a.) Ebu Zerr'i sürdü diyorlar..
Ebu Zerr-i Gıfari (r.a.) sürülmüş.. Öyle diyor koca koca tarihçiler, dinciler, akademisyenler..
Muhabbet hangi bilimin konusudur?
Felsefe ya da sosyoloji hatta psikoloji olabilir, ama matematikle izah edilebilen bir muhabet ne kadar sıcak olabilir. Bazı şeylerin ispatı sanki o mantığı yokediyor..
**
Elinde bir devenin kaburga kemiği, 3-5 adamı toz duman içerisinde önüne katmış Gıfar kabilesinin namlı Ebu Zerri..
Hani müslüman olunca geçmişti kafirlerin karşısına da yüzlerine tükürür gibi Kelime-i Şehadet getirmişti. Bayılıncaya kadar dövmüşlerdi kendisini ve bir iki hafta içerisinde kendini toparlayınca topallayarak yine çıkmıştı karşılarına ve haykırmıştı tevhidi, suratlarına çarparak.. Neredeyse ölüyordu bu sefer.. Biri çıkıp "kervanlarınızı Gıfar kabilesinden nasıl koruyacaksınız, kan davası çıkacak" deyince bırakmışlardı Ebu Zerr'i..
Kendini toparlayıp yine çıkmıştı karşılarına ve bu sefer "La ilahe illallah" diye haykırırken, müşrikler birbirlerine mukayet olmaya çalışıyorlardı, dişlerini gıcırdatarak..
İşte o Ebu Zerr..
Dökmüş önüne adamları, elinde bir kemik parçasıyla arkalarından koşarken bir yandan da sesleniyor:
"Rasulullah'ın böyle yaptığını hiç gördünüz mü?, bunu onda gördünüz mü?" ve hışımla sallıyor kemiği..
Süslü mintanları ve cübbeleri ayaklarına dolanan adamlar bağırışıyorlar:
"yapma Ebu Zerr.. Biz haram işlemedik, temiz pak giyinmek ayıp mı?.."
Hayır değil, ama Ebu Zerr şatafattan anlamaz, o Rasulullah'da neyi gördüyse onu sorar, onu ister.. Rasulullah'tan görmediğini kabul etmez, dinine sokmaz, sokana da acımaz..
Rasulullah'ın vefatından sonra bir çok sahabe manen ayrıldılar dünyadan..
"Anam babam canım sana kurban olsun ya Muhammed" diyen ve Nebi'yi evlatlarından bile daha fazla sevenler bu gidişe pek dayanamadılar..
Bilal nasıl gittiyse, öyle gittiler.. sessiz.. ya da Ebu Zerr gibi kırgın..
Bilal efendimizi anmışken..
Hazret-i Bilal'e "kara kadının oğlu" demişti, Bilal'in kalbinin kırıldığını görünce yüzünü yere koydu ve "Vallahi Bilal bu yüze basmadıkça buradan kalkmayacağım" dedi..
Velhasıl..
Halife Hazret-i Osman gitti yanına sakinleştirmek için, adamları kurtardı elinden ve Ebu Zerr'e:
"Bunlar seni anlamazlar Ebu Zerr" dedi.
"sen burda yapamazsın, al başını git Ebu Zerr.."
Gittiği yerde Muaviye'nin yeşil sarayına bakıp:
"Eğer bu Allah'ın malından ise ihanet, senin malından ise israftır" nasihatını verdi emire.
Anlaşılmıyordu Ebu Zerr. İmanı idrakin ötesindeydi. Yine barınamadı..
"Osman beni hicretten sonra yine bedevi yaptı" diye inceden sitem ederken...
Hazret-i Osman bilmez mi?
Peygamber Ebu Zerr'in arkasından tebessüm etmiş ve dememiş miydi?
"Allah Ebu Zerr'e rahmet etsin. Yalnız yürür.. Yalnız ölür.. Yalnız dirilir.."
Çölde öldü.. yanında hanımından başka dostu yoktu.. Hanımı kefenlemeyeceğinden korkarken şöyle söyledi:
"Ağlama! Rasulullah (s.a. v.), bir gün benim de bulunduğum bir mecliste, 'içinizden biri çölde ölür ve yanında müminlerden bir topluluk bulunur' buyurmuştu. O mecliste bulunanların hepsi öldü, tek ben kaldım. Sen yolu gözle, dediğimin doğru olduğunu göreceksin. Ne ben yalan söylüyorum, ne de bana yalan söylendi"
Ve Hacc için oradan geçmekte olan bir kalabalık onu defnetti.
**
Şu iki hadisle bahsi kapayalım:
"Ebû Zerr, İsa bin Meryem gibidir. İsa bin Meryem’in tevazusuna bakmak isteyen Ebû Zerr'e baksın. Zühdü ve ibadeti İsa bin Meryem'e en çok benzeyen Ebû Zerr'dir. Ebû Zerr, yeryüzünde İsa bin Meryem'in yürüyüşüyle yürür. "
"Allah (azze ve celle) bana dört kişiyi sevmemi emretti ve Kendisinin de onları sevdiğini bildirdi: Ali, Ebû Zerr, Mikdad ve Selman. "
6.3.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder